6 Haziran 2025 tarihinde verilen önemli bir kararla, Marka Deneme ve Temyiz Kurulu (TTAB), temyiz edenlerin temyiz dilekçelerinde soruşturma sırasında öne sürülen argümanlara atıfta bulunamayacağına hükmetti. Princeton Equity Group LLC v. USPTO davasında verilen bu emsal niteliğindeki karar, köklü bir usuli gerekliliğin altını çizmektedir.
Dava, başvuru sahibinin, inceleme aşamasında ABD Patent ve Marka Ofisi (USPTO) tarafından daha önce reddedilmiş olan coğrafi betimleyiciliğe ilişkin argümanları gönderme yoluyla dahil etme girişimini içermektedir. TTAB nezdindeki temyiz sürecinde avukatlar, bu argümanları dilekçeye doğrudan eklemek yerine önceki hukuki pozisyonları "tekrarlayıp yeniden ifade ettiklerini" belirtmişlerdir. Kurul, bu yaklaşımı yetersiz bulmuştur.
Bu karar temel bir ilkeyi pekiştirmektedir: Bir inceleyicinin reddine karşı öne sürülen tüm argümanlar, TTAB incelemesi için korunabilmesi adına ilk temyiz başvurusunda açıkça yer almalıdır. Kurula göre, gönderme yoluyla dahil etme bir feragat oluşturmaz; bunun yerine söz konusu spesifik hukuki pozisyonların kaybına yol açar.
Karar, marka hukukunun iki kritik yönüne dair pratik içgörüler sunmaktadır.
- Karıştırılabilirlik: Dava, mevcut markalarla karıştırılabilecek veya betimleyici dil nedeniyle yanıltıcı olabilecek markalar etrafındaki incelemeyi gözler önüne sermektedir. Her red gerekçesine ilişkin kapsamlı bir dilekçe hazırlanması esastır.
Müşteri markalarını içeren tüm süreçlerin titizlikle takibi de marka avukatları için son derece önemlidir. Avukatlar, çeşitli yargı bölgelerindeki potansiyel çatışmalar ve ilgili hukuki işlemler konusunda tam bir görünürlük sağlanmustur.
Doğrudan sunuma yapılan vurgu, işletmelerin markalarına ilişkin izleme verilerine net ve anında erişime ne kadar önem verdiğini ortaya koymaktadır. Bu tür araçlar, çatışmaların temyiz aşamasına ulaşmadan erken teşhis edilmesini sağlayarak ihlal iddialarına karşı proaktif savunma stratejilerinin geliştirilmesine olanak tanır.